Görünmeyenler 12. Bölüm

Nilay öfkeyle Ahmet’in gözlerinin içine bakıp  ” Hangi hakla benden kardeşimi bırakıp gitmemi istersin? Sen nereye gidiyorsan git, ben hiç bir yere gitmiyorum! ”  Son cümlesini bitiremeden,  Ahmet sert bir şekilde araya girerek  “ kocan olduğum hakla !”  Elini havaya kaldırıp boşluğa sallarcasına hareket ederek, Nilay’ın bunu umursamayacağını bildiğini belirten ifadesiyle bir süre öylece bakıştılar. Birbirlerine meydan okurcasına bakıp inatlaşmaya devam ederken, Nilay başını daha da dikleştirip o her zamanki kararlı bakışları ile meydan okuyordu kocasına. Ahmet boğazını temizleyip devam etti.  “Elbette bu senin için yeterli bir sebep değilse eğer, karnındaki bebeğimin babalık hakkı ile ikinizi de güvende tutmak için gerekirse seni zorla buradan götüreceğim!”  Nilay ellerini vücuduna birleştirip buz gibi soğuk sesi ile  “elbette senin en iyi yaptığın şey bu zaten, ben kötü olduğumda bir akıl hastanesine kapattın, şimdi ise buse kötü  ve sen yanında kalmamı istemiyor onu yalnız bırakmamı istiyorsun, tamda sana yakışan bir hareket!” Ahmet oturduğu koltukta doğrularak hayal kırıklığı ile karısına inanamayan gözlerle bakıyordu.  “Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Kızgın olduğun için, kırıcı mı olmaya çalışıyorsun? ”  Nilay gözlerini bile kırpmadan  “evet daha da fazlası, senin bebeğini taşıdığım için bile üzgünüm keşke seni hiç tanımasaydım...”  Ahmet hiç bir şey söylemeden ayağa  kalkıp gitti. Nilay arkasından ne kal diyebildi ne de gitti diye üzüldü , bir anlığına içi rahatlamıştı hatta. Beş dakika geçmemişti ki vicdan azabı sarmıştı her yanını, keşke bebek için öyle söylemeseydim diye hayıflanıp, ağlamaya başladı.  İki  hafta olmuştu hastaneden çıkalı ve  ilk defa yalnız kalmıştı, buseyi hocaya götürmek için ailesi sabah erkenden  tekirdağ'a doğru yola çıkmışlardı. 
Acaba neler oldu iyileşecek mi? diye düşünüp bir yanı buse için endişe ederken, diğer yanı ise Ahmet’e karşı acımasızca konuştuğu için kendini suçlayıp kızıyordu.  Göz yaşları içerisinde koltuğuna iyice gömülüp düşünüyordu. Bir hafta önce Buse  fenalaştığında kendine gelirken sürekli  ”neler oluyor”  diye sorup durmuştu. Ahmetle hastaneye gittiklerinde, dönüşte anne babası ile konuşup busenin yaptığı hiç bir şeyi hatırlamadığını anlatmışlardı. O gün her ne olduysa Buse’ye,  hareketleri tamamen değişmişti. Geceleri zombi gibi dolaşıyor, gündüzleri ise odasından hiç bir güç dışarı çıkartamıyordu. Bir hafta içinde üç kere fenalaşmıştı, kendine geldiğinde hiç bir şey hatırlamadığını söylüyordu. Annesi ikisini de o hafta içinde hocaya götürmüş, iki kardeş için de özel cevşen yaptırmıştı fakat  faydasızdı, durumu daha da kötüye gidiyordu. Gittiği hoca ile tekrar görüşüp kızının iyi olmadığını durumunun  daha da kötüye gittiğini anlattığında ise Tekirdağ’da ki bir hocaya yönlendirmişti.O hocanın ilminin kendisininkinden daha kuvvetli olduğunu söylemişti. Düşünceler içinde kaybolup gitmişti ki zil sesi ile tekrardan hayata dönmüştü. Ahmet geri geldi herhalde deyip  biraz olsun içi rahatlayarak kapıya doğru giderken, özür dileyeceğim ondan bu şekilde konuşmaya hakkım yoktu ama onunda beni anlaması gerekirdi diyerek kendi kendine mırıldandı.  Zil ikinci kez çaldığında kapının önüne varmıştı, heyecanla kapıyı açtı.  Karşısında 1,85 boyunda mavi jean pantolon giymiş üstünde ise  beyaz, vücuduna yapışan bir t-shirt ile tüm adalelerini sergilemiş, olağan üstü şekilde yakışıklı duran adam, Azad vardı! Nilay dumura uğramıştı öylece bakıyordu.  Azad muzipçe gülümseyip kolunu duvara yaslayarak  “beni özledin mi tatlım?”  dedi. 
“Her zaman misafirlerini böyle kapıda mı bekletirsin?” Nilay sertçe kapıyı kapatıp bir kaç adım geri giderek elini kalbinin üstüne koydu. Nabzı hızla  artmış, elleri istemsizce titremeye başlamıştı.  “Aşk olsun çok kabasın!”  Nilay duyduğu sesle yerinden irkilerek arkasına dönüp  baktığında, Azad öylece karşısında duruyordu. Sahte bir alınganlık tavrı ile “ben bütün nezaketimle kapıdan geleyim sen yüzüme kapat”   diyerek cıks cıks yapmaya başladı. Nilay’ın ürpertisi tüm bedenini sarmış titremeye başlamıştı.  “Sakin olur musun lütfen? Seni görende cin görmüş sanacak!”  Nilay’ın korkmuş ve şaşkın ifadesinin yeri, öfkeye dönüşmeye başlamıştı. Azad bu durumdan oldukça memnun olmuştu. Salona önden gidip koltuğa kurulduktan sonra  “İçecek bir şey istemiyorum, sadece seni görmeye geldim.”  Nilay koridorda korkak adımlarını hızlandırıp öfkeyle salona girdi.  “Ne istiyorsun benden?yetmedi mi yaptıklarınız? ”   Salonun kapısında kaskatı kesilip, Azad'a bakıp korkusunu göstermemeye çalışıyordu. Koltuğa iyice kurulup bacak bacak üstüne atarak  “Hayatını kurtarmaya  çalışmamdan bahsediyorsun sanırım, haklısın banane deyip çekilmeliydim kenara”  yüzü ifadesiz, sesi ise tok  ve kararlıydı.  “Senin hatırlamaya bile tenezzül etmediğin, geçmişimizin hatırı için uğraşmam son derece ahmakça!”  son sözlerini söylerken kaşlarını çatıp doğrudan gözlerinin içine delice bakışlarını yönlendirmişti. Nilay hiç bir şey söyleyemiyor bakışları altında kendini eziliyor gibi hissediyordu,daha da kötüsü yanakları alev alev yanıyordu.  Aynı anda birden fazla duygu içinde savaşıyordu. Utanç, mahcubiyet ve öfke...   “İki haftadır neredesin öyleyse?”  Bunu söylerken istemese de sesi kırgın ve alıngan çıkmıştı. Nilay duygularını her zaman çok açık ettiği için kendisine hep kızmıştır. O anda kendi kendine içinden küfür etti. Azad ayağa kalkıp Nilay'ın durduğu kapıya doğru yürüyüp  “Kendine haksızlık etme, sendeki en sevdiğim yanın bu”  diyerek elini tutup koltuğa doğru götürdü. Nilay'ın heyecandan nefesi kesilmişti. Karşı kaşıya oturduklarında Azad ciddileşerek  “Sana daha önce bahsetmiştim musallat olan ifritlerin gücünden.”  Nilay’ın bir anda tüm vücudundaki tüyler ürperdi. “ Evet çok kalabalık bir kabile olduğunu ve benimle başka meselelerinin olduğunu söyledin.”  “İki haftadır kendini  daha güçlü daha sağlıklı hissediyorsun, gördüğün rüyalarda yol bulmaya çalışıyorsun, bense seni koruyabilmek için kendi alemimizde mücadele ediyorum.”  Nilay o an buseyi aklından geçirdi ve daha önce Azadın onu korkutması için birini gönderdiği aklına geldi, tam ağzını açacaktı ki,  “ bunun benimle bir ilgisi  yok, buse güçsüz düştü ve ele geçirmeleri kolay bir hedef oldu, benim gücüm hem seni hem onu korumaya yetmez ve sana sadece şunu söyleyeyim , sevgili kocana büyü yapıldığında, "kocan kelimesini tükürürcesine söylemişti" ailenin üzerinde bir koruma varmış, ve bu koruma o büyü ile birlikte kalkmış.  Ve yavaş yavaş ailenize sızmaya başlamışlar.”  Nilay’ın göz bebekleri korkudan büyümüş, ağzı kurumuştu.  “Benim soyumdakiler kendilerine yapılan hiç bir kötülüğü karşılıksız bırakmazlar!”  Bunu söylerken gözlerindeki derin ifade Nilay’ı çok huzursuz etmişti.  Sesi titreyerek   "biz ne yaptık ki onlara bizim ne işimiz olur cinlerle?" durup soluklanıp hızla aklına gelenleri sıralamaya başladı. “Bilmeden bir yere sıcak su mu döktük? Birinin evinden mi geçtik, besmele çekmeden? ”   Azad'ın ifadesiz duruşu bir anda yok olmuş kahkahalarla gülmeye başlamıştı sonra tekrardan ciddileşip  “ bu kadar aptal değilsin demi? ”   Nilay karmakarışık duygular arasında kalıp, sessizliğini korumuştu.  “Gördüğün rüyalardan da mı bir şey anlamadın, yoksa kendini kandırmaya devam mı edeceksin?”  Nilay üzüntü ile kafasını yere eğip  “ Dedem geçmişte bir cini öldürdü ve sonra kendisi öldü. Gerçek bu mu? ”  Azad kehribar renkli gözlerini Nilay’ın gözleri ile birleştirdi, uzun uzun baktıktan sonra  “ senin deden bir büyücüydü! Hem insanlara hem de cinlere türlü kötülükler yapan tarzda. Cinleri kendine köle yapıp eziyet edip bütün kirli oyunlarına alet etti yıllarca. Dünyadaki  sayılı insanlardan biriydi cin dilini bilen, bunu en kötüye kullananlardan da biri! ”  duydukları karşısında şok olmuştu, aklına rüyasında geçen dedesinin konuşması geldi, cin dili ile konuşuyordu demek diye geçirdi içinden. Nilay’ın gözleri dolmuştu cinler hakkında az çok herkes kadar bilgisi vardı.Cinlerin kafir kesimlerinin, insanların aklını karıştırmaktan nasıl keyif aldıklarını, korkuttukları insanlara dadanıp bunu oyun haline getirdiklerini, ruhsal çöküntü yaşayan insanları zayıf halka görüp musallat olduklarını, şekil değiştirebildiklerini, ele geçirdiği insanların bedenini ve zihnini yönettiklerini,en kötüsü ise kısasa kısas yaptıklarını.Yani biri isteyerek ve ya kazara onlardan birine zarar verirse bunun bedelini öder! Bununla ilgili duyduğu şeyler de var Nilay'ın , mesela "Arkadaşının dedesi akşam saatlerinde bir incir ağacı altına işemiş ve cinlerden birine zarar vermiş istemeden.Bir iki gün sonra adam ortada hiç bir sebep yokken yatalak olmuş, eve hoca çağırmışlar.O zamanlar babası daha çocuk olduğu için, 'günahsızların cinleri görebildiği söyleniyor ' hoca, arkadaşının babasına bir tas gösteriyor içinde ne gördüğünü soruyor, çocuk kalabalıkta birinin sedyede taşındığını ve o sedyedekinin  ölmesi durumunda babasının da öleceğini söylüyor.Aradan birkaç gün geçiyor ve yatalak adam bir anda ölüyor ve doktorlar ne sebepten öldüğünü açıklayamıyor." Yanlışlıkla zarar veren insanlar bile ağır bedeller ödemişken ,benim dedem ise bir cini bile isteye öldürdü,onları köle yaptı nasıl bir insan bunlarla uğraşır ki! şimdi ise hiç bir suçu olmayan ben ve kardeşim bedel ödüyoruz.  “Deden bir değil onlarca cini yaktı son seferinde boyundan büyük bir kabile ile uğraşınca cezasını buldu.”   Dedesinden bahsederken gözlerinin rengi alev gibi yanıyordu Nilay Azad’ın bu halinden çok ürküyordu, ve her seferinde aklından geçenleri okumasına şaşırıyor ve merakından çıldırıyordu, kelimelerini mümkün olduğunca seçerek “ hepiniz böyle, insanların aklından geçenleri okuyabiliyor musunuz? ”  her zamanki kibri ile karşılık verdi  “Hepimiz değil tatlım.”  “Daha net bir cevap vermeni beklerdim!”  “Ben de senden daha mantıklı sorular sormanı beklerdim , öyle saçma ayrıntılara takılıp kalıyorsun ki görmen gereken çok önemli ayrıntıları sürekli atlıyorsun, sen zihnini açık tutabilesin diye ben sürekli etrafında dolanıp duruyorum.”  Nilay her zaman stres altında farkında olmadan yaptığı hareketi yapıyordu, ellerini birleştirip ovalıyordu. Azad  derin bir iç çekişten sonra   “ İfritlerle anlaşmalar yapıp kendi hayatımı senin için  riske attım. Yapman  gereken görevler var odaklanman lazım! ”  
Nilay ayağa kalkıp odada dolaşmaya başladı  “Hangi ayrıntıları göremiyorum ? Anlayamıyorum görevim ne? Ben ne yapabilirim ki? ”  
Azad ayağa kalkıp salonda volta atıp duran Nilay’ın karşısına gelip gülümseyerek  “ Her şeyi benden bekleme ben sadece sana yol gösterip,yardımcı oluyorum gördüğün rüyalara güven onlar  sana yolu gösteriyor” 
“ Nasıl bir rüyaya güvenebilirim gerçek olup olmadığını nereden bilebilirim ki ?”  Azad bıkkın bir ifadeyle  “ Aslında sandığından çok daha zeki ve bilgilisin onların rüya değil bir seyahat olduğunu biliyorsun! ”  Nilay şaşkınlıkla kaşlarını kaldırıp yüzüne bakmaya devam ederken  “ Astral seyahat etmeyi sen yıllar önce benden öğrenmiştin yıllar sana unutturmamış, konunda uzman olmanı sağlamış tek fark kendine geldiğinde rüya olarak yorumlaman. ”   
Bu bu bu... mümkün değil şaşkınlıktan konuşamıyor kekeliyordu.  
Azad keyifle gülümseyip aralarındaki mesafeyi kapattı  “ Odaklan Nilay odaklan yapman gerekenleri tereddüt etme ve yap zira ailenin kurtuluşu senin ellerinde.” Panikle sesi kısık ve çatallaşmakta olan Nilay “ Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum! ”  Azad sertçe sözünü keserek “ Biliyorsun ! Ne yapman gerektiğini biliyorsun odaklan sadece. ”  dedikten hemen sonra yüzü öfkeyle kasıldı.  “ Buradalar geliyorlar, güçlü olmak zorundasın. ”   diyerek  bir anda yok oldu. Panikten bir anda rengi atan Nilay  “ Kim geliyor? neler oluyor? ”  
Salonun pencereleri gürültü ile 
sallanmaya başladı.  “Azad nerdesin? Azad ”  koşarak kapıya yöneldiği sırada kapı sertçe kapandı, açmaya çalıştı ama kapının kolu kımıldamıyordu bile yerinden. Odadaki enerjiyi hissediyordu, korkudan bütün bedeni titriyordu. Masanın üzerinden telefonu almaya koştu eline alır almaz Ahmet’i aradı pencereler patlayacakmış gibi sallanmaya devam ediyordu, avize gürültü ile yere düştü her yer cam parçaları ile doldu. Telefon ilk çalışta Ahmet cevap verdi “ alo “  Nilay çığlık çığlığa Ahmet hemen buraya gel buradalar kurtar beni! ”
“ Canın cehenneme sürtük! Geber ”  hat kapandı ve telefondan tiz bir ses gelmeye başladı, kapatıp babasını arayacağı sırada bir güç göğsünden yumruk atarak yere yığılmasına sebep oldu.  Hıçkırıklar içinde ağlıyor dua etmeye çalışıyordu yerde kapaklanıp başını ellerin arasına aldığı sırada, biri saçından tutup yerde sürüklemeye başladı.  Hiç bir şey göremiyordu, acıdan bayılacak gibi hissediyordu, korku tüm bedenini ele geçirmişti.  Ellerini yere sürtüp ayakları ile güce karşı koymaya çalıştıkça, halı katlanmıştı avizeden düşen cam parçaları bacaklarına  ve sırtına gömülüyordu.  Acı ve korku içinde çığlık atıyordu. Duvara doğru sürüklenip kafasını sertçe duvara vurmuştu,ikinci kere tekrarlandıktan sonra gözleri kararmaya başlamıştı.  Saçını çeken el bırakmıştı, duvarın dibinde yere doğru bedeni çökmüştü.  Bir elini duvara koyup, diğer eliyle de yandaki koltuğu tutup ,zorla doğrulup ayağa kalktı bacakları birbirine çarparak titriyordu, ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Duvarı arkasına alıp döndüğünde karşısında musallatını gördü. Gölge gibi siyah bedeninde kömür karası saçları yana doğru atılmış,  kül rengi yüzüyle alay ederek gülümsüyordu elindeki makası tehditkar bir şekilde sallıyordu.  Nilay’ın korkudan nefesi kesilmişti kaçmak için hamle yapacağı sırada arkasından bir güç kollarından tuttu.  Kolları sanki  kızgın demir bastırılmış gibi acı içinde yandı. Odanın içi kahkaha sesleri duvarlara vurma sesleri ve camlardan gelen şangırtı sesleri ile dolmuştu. Musallatı  elindeki makas ile Nilay’ın tam önüne geldi. Gözlerini sımsıkı kapatan Nilay bir yandan da kollarını tutan varlıktan kurtulmak için boş bir çaba sarf ediyordu. Kötü nefesini yüzünde hissedebiliyordu, yere sertçe fırlatıldı ,bütün gücü tükenmişti bütün kemikleri parçalara ayrılmış gibi hissediyordu. Ellerini  halının üstünde gezdirip ayağa kalkmak için çaba gösteriyordu. Gözlerini araladığında bacaklarının altında beyaz göz bebeklerini  bulanıkta olsa görüyordu. İçine içine çığlık atıyordu. O esnada musallatının arkasında duran, siyah boynuzlu kırmızı gözlü şeytanı gülümserken gördü. Bacakları bir güç tarafından istemsizce aralanıyordu Nilay gücü yettiğince karşı çıkmaya çalışıyordu bacakları ikiye ayrılmış bir şekilde tutulduğunda, dehşetle önünde duran varlığa baktı, paslı gümüş makası havaya kaldırıp kahkaha atarak Nilay’ın cinsel organına sapladı. Acıyla haykırdı...Son gördüğü, üzerinde bulunan kırmızı gözlü şeytanın boğazını sıkmasıydı gözleri tamamen karardı ve kendinden geçti... 

Buse  için hoca musallatının çok güçlü olduğunu söylemiş çıkmamak için direndikçe, busenin vücuduna zarar verdiği için yakılması gerektiğini anlatmış. Cini içinden çıkartırken buseyi kaybedebileceğini söylediğinde, babası hiç tereddüt etmeden kızının koluna girdiği gibi “hadi hanım gidiyoruz buradan” deyip hocayla vedalaşmadan ayrılmış.  Annesi hocanın yanında mahcup bir ifadeyle kalıp özür dileyip “Allah razı olsun hocam, siz elinizden geleni yaptınız. Ama bizlerde hak verirsiniz ki kızımızı böyle bir riske atamayız, ne yapacağız bu illetten kurtulmak için hocam ? ” dediğinde.  “ Ya yakılacak yada Allah muhafaza o kızınızı yakacak karar sizin. ”  deyip annesini uğurladı.  Annesi arabaya bindiğinde kızının yanında konuşmamak için kocasına sadece sert bakışlarıyla mesaj vermişti.
Bir saatlik yolculuk boyunca sessizlik içinde ilerliyorlardı. Annesi yol boyunca bir kaç defa Nilayı ve Ahmet’i aramış ulaşamamıştı. İyice tedirginlik yaşayınca kocasına bakıp  “Nilay’ın telefonu cevap vermiyor, Ahmet’in telefonu da kapalı bir şey mi oldu neden ikisi de açmıyor acaba ? ” babası yoldan gözünü ayırmadan  “ duymamışlardır hemen kötüye yorma az kaldı zaten gelmek üzereyiz. ”  O esnada buse arka koltukta öne ve arkaya doğru kendini sallamaya başladı şarkı söyler gibi mırıldanarak  “ kurban verildi ” diye tekrar tekrar söylüyordu. Annesi “ne diyorsun kızım iyi misin buse ? ” annesini duymuyor transa geçmiş gibi tekrar ediyordu
“ kurban verildi ”...
Eve geldiklerinde kapıyı çalmışlardı ama açan olmamıştı Annesi panikle çantasından anahtarları çıkartıp hızla içeri girdi, peşinden babası ve buse içeri girdiklerinde annelerinin çığlığı ile koşarak salona girdiler.  Her yer birbirine girmiş bir şekildeydi. Nilay yerde hareketsiz kanlar içinde yatıyordu. 






Yorumlar

  1. Waowwww efsane bir bölüm olmuş..neler olmuş nelerrrr şoktayım sizin yazılarınızdan sonra bende ufak çaplı bir araştırma yaptım gerçektende cinlere dair bilgileriniz doğrulanıyor . Gerçek bilgilerle yeteneğinizi harmanlayınca ortaya böyle şahane yazılar çıkıyor ve çıkmaya devamda etmeli . şuana kadar ki en iyi bölüm diyebilirim sizi tebrik ederim çok başarılısınız. Uzun bir ara verdiniz ama beklememize değmiş yazılarınız görüyorum ki. Bir sonraki bölümü hemen okumak için can atıyorum.👍

    YanıtlaSil
  2. Tebrik ederim yine her zamanki gibi mükemmel bir bölüm ile bizleri şaşırtmaya devam etmektesin bir sonraki bölümde ne olacak diye merak etmeden duramıyorum keşke kitap olsa da çevirip okusam 😬

    YanıtlaSil
  3. Nasıl yani şimdi Nilay öldü mü.... of ya nasıl bir bölüm oldu bu böyle şoklardayım...

    YanıtlaSil
  4. Yine bizi merak içinde bıraktınız valla. Mükemmel bir bölümdü tebrik ederim....

    YanıtlaSil
  5. Gitti çocuk gitti kesin bir şey olacak çocuğa. Nilayı öldürmezsiniz sanırım Nilay ölürse dizi biter bence :))

    YanıtlaSil
  6. Her Bölümde tekrar tekrar şaşırtıyorsunuz bizi bu gidişle busenin sonu kötü gözüküyor, Her şeyin hayırlısı diyelim bakalım devamında bizleri neler bekliyor, Tebrikler.

    YanıtlaSil
  7. Merhabalar, Her geçen gün biraz daha kendinizi geliştirdiğiniz aşikar, Merak ile devamını bekliyorum. Bu gidişle sanırım herkez ölecek...

    YanıtlaSil
  8. canim cok güzel ve akıcı olmuş yine. Beklemedeyim. Acele et :)

    YanıtlaSil
  9. Oy oyy meraklarda bıraktın bizi. Eline, emeğine, aklına, fikrine sağlık. Azad da artistlik yapıyor "tatlım, canım" diye ama ifritlerin gelişini hissedince nasıl da topukladı :P Bir de kapı çaldığında geleni tarif ederken Buse'nin Ateş'i geldi sanmıştım. Sanki onun da bu olaylarda iyi anlamda rolü olacak gibi. Gerçi adının Ateş olduğunu öğrendiğimde pek hayra yormamıştım ama.. Salih falan olaydı emin olurdum :D

    YanıtlaSil
  10. Al benden de o kadar kaldık merak içinde.... Öyle bir yerde bitti ki kime ne olacak kestiremiyorum artık, Azadın ne olduğu belli değil iyimidir kötümüdür bir türlü çözemedim... Buse de bu gidişle daha da zayıf düşecek gibi gözüküyor :))

    YanıtlaSil
  11. Acilen devamı lazım bunun yok mu bitti mi ne zaman gelir nerden gelir :D

    YanıtlaSil
  12. Geçen de demiştim harbiden siccin'den daha güzel bu ya...

    YanıtlaSil
  13. bence de çok sürükleyici konu gittikçe degişmeye başladı merak içindeyim artık neler olacak yazık kıza ama bence kesinlikle deli bu deli

    YanıtlaSil
  14. Neler oluyor böyle yahu kim ölecek kim kalacak babannem anlatırdı onların köyündede bu gibi olaylar sık sık yaşanırmış o günler geldi aklıma

    YanıtlaSil
  15. “ kurban verildi ” Çok iyi ya....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim.
N.D

Bu blogdaki popüler yayınlar

Görünmeyenler 8.bölüm

Görünmeyenler 5.Bölüm

10.bölüm